Sorduğum hiçbir soruya yanıt alamamış şahsımla, uyanık olmam sebebiyle tekrar baş başa kalmışken, tek bildiğimin hiçbirşey bilmediğim olduğuna resmen karar vermiş bulunuyorum.
Nedenleri, niçinleri ve nasılları düşünmekten bıkmış benliğim, aynada kendi suratını görmeye artık tahammül edemiyor. Bir süre insanları, bir süre Tanrıyı suçlamış olan beynim, en sonunda tekrar kendini suçlar bir noktada duruyor. Camdan dışarı bakıp, bahçedeki ağaçlara bile özendiğimi fark ediyorum. “Keşke bir bitki olsaydım. En azından onlar bulunması gerektiği yeri biliyorlar” diye içimden saçmalamaya devam ederken, dayanamayıp yazarak saçmalamaya başlıyorum
Saat sabaha karşı 5. Birazdan her gün olduğu gibi güneşin doğuşunu izliyor olacağım. Ben ve benim gibi insanların tek ortak özelliği bu olamlı. Her sabah güneşim doğuşunu izlemekle yükümlüler. Bazı geceler uyuyamadığımdan gün doğumunu izlemek zorunda kalıyorum. Bazı geceler ise; bugün olduğu gibi erken uyandığımdan.. Sonucun değişmemesi tek bir sonuç çıkartıyor. O da az uyuduğum yada uyuyamadığım oluyor.
Yeni bir günün doğacak olması bana, birkaç abi ve ablamın dediği bir cümleyi hatırlatıyor. “ Merak etme geçecek bu günler. Yarın yeni bir gün doğacak. Sabret!”
Sabrediyim de ben daha dünü bitirmedim ki..
Çevremde ki insanların bazıları mutlu olduklarını söylüyor. Bazıları ise eksik. Mutlu olduğunu idda eden bir çok hayat bana inandırıcı gelmiyor. Onlarda bir o kadar eksikler. Yinede kendilerini kandırıp yaşamaya devam edebiliyorlar.Eksik olduklarını idda edenler ise( ki bu çoğunluk oluyor) bir noktada yalan söylüyor. Eksik olan bir hayatı, çok yakından ve çok uzun zamandır izliyorum. Kafasında soruları olan, sorunlarla başa çıkmaya çalışan ve huzurlu olamayan biri geceleri mışıl mışıl uyuyamaz. Ben uyuyamıyorum. Benim gibiler uyuyamıyor. Bu yüzden onlara inanamıyorum
Uyuyamadığımı fark ettiğim gün, eskik olduğumu anladığım gün oldu. 13-14 yaşlarındaydım. Sonra ise bahsettiğim şu abi ve ablalarımın sözleri başladı. Üzülme. Merak etme. Herşey geçecek. Bende onlara inanıp sabretmeye devam ettim. Keşke etmeseydim. Gereksizmiş.
Herşey geçmese bile zaman geçiyor. Bir bakıma doğru sayabilirim ama güneş sadece dünyayı aydınlatmak maksatlı doğuyor. İşin sonunda ne bir mutluluk oluyor. Ne bir mucize. Elinizde tek kalan; bitmek bilmeyen gecelerde ve sonu gelmicekmiş gibi geçen günlerden kazandığınız tecrübeler oluyor. Şu meşhur hayat dersleri.
Daha bu yaşta elimde bir ton hayat dersi bulunuyor. Bunları mezara götürücek olmam dışında onlarla ilgili planladığım hiçbir şey yok çünkü hiçbiri bir halta yaramıyor.
Sorunların zamanla acısının azalması ise artık hiç ama hiç umut etmediğim birşey. Tanrıyla bir anlaşma şansım olsa, eski sorunların kalmasını, yarının ise bana başka bir sorun getirmemesini dilerdim. Her geçen gün sorunlar da büyüyor, acılarda. Benim ise bir süredir tahammül edecek gücüm kalmadı.
“Tanrım kusuruma bakma ama tek istemediğim şey şu güneşin doğuşunu tekrar görmek.”
( Bu sözden dolayı cehenneme gidebilirim)
Nefes almanın bile zor geldiği şu günlerde, en yakın arkadaşlarımın bana korkulu gözlerle bakışını izlemek zorunda kalıyorum. Saatlerce sorular sorup konuşmaya çalışıyorlar. Ben ise suskun kalıp testere filmini izlermişcesine bana bakan gözlerini izlemeye devam ediyorum. Yakında onlarda sordukları hiçbir soruya cevap alamaycaklarını fark edecekler. Bir ihtimal fark etmedende ölebilirler. Emin değilim.
Emin değilim çünkü Tanrının yaratıp yönettiği bu diktatörlükte, hiçbir şey bilmeye hakkım yok. Demokrasi olsaydıda çok fark etmezdi. Sanki dünyaya getirirken bana sormuşlar gibi başta Tanrı’nın , sonra anne ve babamın çizdikleri zorunlulukları yaşamak zorunda kalıyorum. İlk başta kendimi yaşamakla yükümlü bırakılıyorum. Tabii onların sınırları içerisinde.
Hiçbir dileğimin kabul olmamasıyla, en çok istediğim şeylerin sürekli red görmesiyle başa çıkmam gerekiyor. Daha doğduğum anda, Tanrı, annem ve babamın sınırları altına girmem yetmezmiş gibi, büyüdükçe başka hayatlar önümü kesmeye beni boğmaya ve
ruhumu öldürmeye başlıyor.
Yaşadığım bütün olumsuzlukların sonunda ise güneşin bir kez bile doğmamış, ayın yukardan sürekli olarak dalga geçmiş olması gerçeği yaşam denilen şu saçmalığın tuzu biberi oluyor. Emek ve umutlarının karşılığını bulamamış bir insanın sonunda inançsız kalması çok olası bir durum değil midir? İnsalara inanmaktan uzun süre önce vazgeçmiş olmam gerekiyorken, şu anda bile içimde hala ufak bir umudun kaldığını az da olsa hissetmekten nefret ediyorum. Bu gidişle yakında bu da kalmayacak. En sonunda Tanrıya olan inancımı da kaybedip, tam bir hiçlik bulutu olarak bitkisel hayata giricem.
Muhtemelen sürekli bana söylenen hayırlısı kelimesininde açılmı bu olacak. Diğer alemdekilerin adımı zikrettikten sonra, arkasından söyleyecekleri ilk şeyi hayal edebiliyorum
“onun için en hayırlısı bitkisel hayata girmesiydi”
Bugün bir arkadaşımla konuşurken tekrar ona sordum:” Neden böyle oluyor? “ diye.
Verdiği cevap ise yine hiç yabancı gelmedi. “Tanrı insanları farklı şekillerde sınar. Tanrıyla konuşmayı dene”
Sanki hiç denemedim!
Sorunlar yerine ulaşmış olduğum sonucu anlatırken, güneş kendini hafiften göstermeye başladı. Aklıma nerden geldiyse geçmişten bir kaç anı geldi. Gözlerimin kapanıp uykuya dalmak istediğim sayılı anların anısı. Bazen bazı insanların yanında huzur buluruz. Başımızı omuzlarına yaslayıp uykuya dalmak isteriz. (Bu kadar isyandan sonra yalan söylemiyim. Benim hayatımda da böyle anlar oldu. Ne yıl, ne ay ne de gün. Sadece anlar ve sayılı saatler.)
Hep şükretmiştim ben o anlarda. Şükredip daha fazlasını dilemiştim ama hiçbir zaman daha fazlası gelmedi. Başınızı dayadığınız her ne kadar güzel olursa olsun, iki ayaklı olması durumunda hareket etmeye başlayıp kafasınızın yere çakılması ihtimali oldukça yüksekmiş.
Bu da işte şu hayat tecrübelerimden biri.
Pufffffff! Sıkıldım!
Son günlerde uykusuz kalmamı sağlayan
Tanrı’ya
Öğretmen olmak yerine vaiz olmayı seçen aile fertlerinden; anneme, babama, dayıma
Çenesi iki dakika bile durmamış olan bitanem Ayşeye
Köpeğimi çalan hırsıza
Yazdığı reçeteyle canımı sıkan doktora
Geçmişimi mahveden bütün insanlara
Adı bende saklı olsun dediklerime
Ve
Bütün sebeplerin üstüne çıkmayı başaran en büyük sebebe
Sonsuz teşekkürler.
Siz olmasanız daha çok uyuyup daha az yaşıyor olacaktım.
Yazan: Pollyanna’nın isyan ettirilmiş versiyonu
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
benim de isyanım var; artık isyan etmekten sıkılmak.bunca yıldan sonra anladığım ve bildiğimi düşündüğüm tek birşey geldi aklıma bu yazıyı okuyunca..hayat isyanlardan ibaret,çünkü hiçbir zaman bize istediğimizi istediğimiz kadarıyla ve sorunsuz vermeyecek olması.bu yüzden artık sıkıldığım ve yorulduğum bu isyancılık da bir müddet denemiş olduğum polyannacılık da artık bünyemden attığım davranışlar.yapma merve.yapma derken hiçbir şey yapmamaktan bahsediyorum.hayatın nasılsa bir planı var herkes için.ben uymadıkça anladım ki sonuçta hayat kazanıyo sen sadece o sonuca giden yolu değiştirebilmişsin,o kadar.yorgunluğun ve hayal kırgınlıklarınla yine istemediğin notada buluvermişsin kendini.kitap ve defterle giriştiğin her savaşın kendi yaptıklarınla şekillense de unutmamak gerek ki kabiliyetler de beyindeki kılcalların hangi bölümlerde daha kıvrımlı olduğuna bağlı.bu da bize bu savaşları hangi kariyer üzerinden vermemiz gerektiğini dayatan bir neden.bu da tanrı bu da hayat döngüsü,kurgusu.ben başardım demenin aslında hayata gönderiliş nedenimle isteğim arasında paralel bir bağ oldu demek olduğunu geç olmadan kavramış bulundum.istemek eyleminin şeytandan çıkma olduğunu ve psikolojik baskı,gerilim ve umut kırmanın en değişmez ve başarılı yolu olduğunu öğrendim.ben bu hayatta her türlü isyanda bulundum,çok da şükür edebileceğim zamanlar ve olaylar oldu.ama hiçbiri benim gücümle ya da hatalarım başarılarımla alakalı değildi.hepsi hayattı.artık HAYAT! deyip geçebiliyorum herşeyden.nasılsa bi yerden verir gibi yapıcak yine bir zaman.ben de sevinicem o süre zarfında.sonuç yine hayalimden farklı olacak biliyorum.hayal ile hayatı ayıran son bir harf var ya,onu hafife almamayı da öğrendim işte...
tek bir isteğim kaldı,istemeye karşı bütün korkum ve çekincem ve bıkkınlığıma rağmen; umarım tanrı beni ben hayatın verir gibi yaptığı o umut çukuruna bilinçsizce atlamışken alır bu hayattan.sanırım huzurla ölmenin sırrı da burada yatıyor:iyi birşeyler hakkında umuda sahip olabilmek... umuttan bıkmak mı?onun da çözümünü yaratmış Yaradan ve hatta çekinmeden bunu bir cümleyle yaymış insanların içine: "insanoğlu unutkandır."
*cancuw
Dunya uzerinde ki sanal zari yirtip sonra da ''ben bu gerçegi begenmedim! '' deme hakkina sahip degiliz. O yuzden hic bidi bidi yapmayin.Alkol ve uyusturucu kafayi dagitmak adina iyi fakat uzun vadede cennetten yer bulmaniza engel olabilir , bu yuzdendir ki herhangi birşeye (insan , spor dali , seyahat) tutku ile baglanmanizi oneriyorum. Sizin gibi olan insanlardan da biraz uzak durun, sıradanlaşın ve unutun.Gerçeklerle populer kultur yalanların yerini degiştirdim , mutluyum...
Yorum Gönder